Bir fotoğraf karesi gibi dondurmak isteriz kimi zaman bir anı, belki bir şarkıyı veya bir kişiyi... Hepsini geç! Düşünceleri fotoğraflayıp dondurabilseydik, sanırım gerisi teferruat olurdu.

 

bu ekip bir harika

Gibi

Birini hissetmek;  neden ? sorusuna cevap verememek gibi. İçinde o soruyla yaşlanmak gibi. Çok düşünmek ve hiç düşünmemek gibi. Her bir hücrenin ve hiçbirinin oksijene doyamaması gibi. Korkup bağıramamak, ağlayıp ıslanamamak , gülüp kahkaha atamamak gibi. Saçlarının düğümünü açamayan bir kız çocuğu gibi. Karanlıkta sırf senin duyduğun fısıltı gibi. Gölgesini arayan bir gölge gibi. Tüm vücudunda gezinen kan gibi. Hiç bitmeyen baş ağrısı gibi. Tükenmez kalemin tükenmesi gibi. Kalbine giren sebepsiz bıçak gibi. Nefesinin camda oluşturduğu buğu gibi. Gibilerin hiç son bulmaması gibi. Son gibi. Sonsuz gibi…

D.Ö.

Hayat boyu biriktirilen şeyler üzerine bir dolu şey yazılabilir.Bunlardan biri tecrübe olsa gerek. Onu biriktirenimiz çok. Biriktirme şekillerimiz farklı aslında.

Bir sebepten birileriyle tanışıp o kişinin kaderinin bir parçasında görevli olmak gibi ilginç şeyler yaşadığında bazı şeyler gözüne farklı görünebiliyor mesela.

Orada oluşunu sen kendin için sanırken başka birinin bir şeyleri anlaması için senin orada olduğunu anladığında ki o garip duyguyu yaşamak da bir tecrübe olabiliyor örneğin.

Hayatının bir evresinde sadece bir anlık misyonlara sahip insanlarla görüşmek ve sonrasında sadece tesadüflere bağlı olan etkileşimlere şaşırmamın sebebi, belki de, hep devamlılıklarla anlamlandırdığımız ilişkilerin çokluğundandır. Çocukluğun o çokluğu kaldırması ve artık yer kalmamasıdır.

Ama şu bir gerçek ki hala yer kalmamasına karşın zorla tıkıştırma isteği var içimde. Hep olsun, hep dolsun istiyorum. Doyumsuz insan kafası…

Bir şeyleri bir yerde bırakamıyorum. Onların sadece oraya ait olduklarını bazen zor kabulleniyorum. Sanki o andan sonra hep benimlermiş gibi mi düşünüyorum bencilce? Ya da ben oraya aitmişim gibi düşüncesizce…?

Duyguları, düşünceleri en uç noktada yaşamak marjinallik değil aptallık. Sınır koymak değil söylediğim. Sadece, uç noktada yaşadığında at gözlüğü takanlardan farkın olmuyor. O uçta kalıp sadece o bakış açısından bakmaya devam ediyorsun .Her noktada olabilmek ve o noktaları birbirinden ayrı yerlerde tartıp, başka başka yerlerde birleştirerek yeni noktalara ulaşmak önemli olan.

Tecrübeler güzel işte.. kullanabildiğin ve bazen kullanmadığın sürece; doğru yerde, doğru zamanda…

D.Ö.

Beklemek mi? Beklememek mi?

Beklemek ne kadar zor olabilir? Beklediğin şeyin gelmeyeceğini bildiğinde mi daha zordur yoksa bir gün gelme umudu olduğunda mı daha şanslıdır insan? Aslında hiçbiri galiba. Beklentiler sadece üzer tümevarımı varsa, hiçbiri, hiç kimse şanslı değil. Ama umut güzel şey ya hani , umudunu kaybetme derler ya.. Sanki çok bulmuşsun gibi bir de bulamadığın bir şeyi kaybetmemen söylenir sana.

Birileri söylüyor diye yaptığımız ne çok şey var…

Benim hayatım diyebileceğimiz bir hayatımız yok belkide. Bunca şeyi bir başkası dedi diye yaptığımız bir hayat nasıl bizim hayatımızdır ki? O başkasına ait hayatı, oynuyor olabiliriz sadece.

Çünkü korkuyoruzdur aslında. Kendimizi yaşamaktan korkuyoruzdur. Hiçbir zaman kolay gelmez ki kendini hissetmek, kendini duymak, kendin olmak. “Farkındalık” dediğimiz şey bu olsa gerek. Son zamanların bu popüler kelimesi bizim için fazla ağır. Çok sorumluluk almaktır o kelimeyi uygulamak. Başkasına bu sorumluluğu yüklemek daha basit gelir çünkü.

Kendini bulduğunda yapacaklarından korkabilir insan. O zaman ne beklemek ne de beklememek anlamlı gelir. Çünkü bu fiile hayatında yer kalmaz kendini bulduğunda. Zaten yapacağını yapmış olursun, yaşayacağını yaşamış olursun. Sonuç odaklısındır. Bekleme kavramı bir şey ifade etmez sana artık. 

Şimdiyse sonuçsuz, hazır menülerimizle, bize sunulmuş başka hayatların kararlarını yaşıyoruz. Sonucunu başkalarının belirlediği beklentili hayatları… 

Biz neresindeyiz hayatımızın? Hangi kısmı bize ait? Daha ne kadar bekleyeceğiz hayatımızda başrol olmak için? Artık bir hayatımız kalmadığında mı? Yoksa bu sorunun cevabı da başkalarında mı olsun istiyoruz ? 

Hayatımız “BİZDEN” bir cevap bekliyor. Başkalarının cevaplarından kopya çekmemizi değil.

D.Ö.